Yazı için tekrar Yakup Ali YILDIRIM’a teşekkür ediyorum. Bir hafta önce göndermişti yazıyı ama anca vakit bulabildim şimdi ekliyorum.
Oyunu indirdikten sonra 5-6 saatte bitebilen bir oyun. (Ben rip edilmemiş olan dosya ile oynadım. Tüm videoları da izledim.) Oyun, Ubisoft firmasının üçleme yaptığı seriye (Sands of Time ile başlayıp, Warrior Within ile zirveye ulaşan ve The Two Thrones ile hayal kırıklığına neden olan seri) bağlantıları ve ara ara atıfları olan bir oyun. Sands of Time ile Warrior Within arasındaki 7 sene içerisinden gerçekleşen olayların bir tanesinden bahsetmektedir. (Spoiler: Çünkü oyunun sonunda Relic’e sahip oluyoruz ama Warrior Within’de başlangıç silahımız olan Lion Sword’dan eser yok. Ayrıca prensimiz de daha o Warrior Within’deki haline ve karakterine bi hayli uzak durumda) Bu oyunda Prens’in asıl amacı Azad Kralı olan abisini, yani Malik’i ziyaret etmektir. Fakat krallığına vardığımızda, Azad’ın kuvvetli bir ordu tarafından kuşatıldığını ve ele geçirilmek üzere olduğunu görüyoruz.
Çatılarda koşturup hemen Malik’i buluyoruz. Fakat Malik elinde bulunan gizemli nesneyi kullanarak Solomon’un lanetli ordusunu tekrar diriltmek istemektedir. Böylece bu orduyu yönetip düşmanlarını alt edeceğini düşünen Malik, Prens’imizin tüm ikna çabalarına yanıt vermez ve bu lanetli orduyu uyandırır. Fakat daha sonra anlaşılacaktır ki bu ordu aslında Solomon’un ordusu değil, zamanında Solomon’u yıkmaya gelen bir ordudur. Bu sebepten ötürü Malik de bu lanetten etkilenir ve gittikçe değişim geçirmeye başlar. Prens bu durum karşısında krallığın yıkılmış koridorlarında yeni macerasına başlar ve Malik’i çok geç olmadan kurtarmaya çalışır. Tüm oyun bundan ibaret bir şekilde bitiyor. Tüm oyundaki tek amacımız Malik’i kurtarmak. (Spoiler: En son Malik’i ve krallığı kurtarıyoruz ve Babil’e babamızın yanına geri dönüp tüm olan biteni anlatıyoruz)
Oynanışa gelecek olursak; Warrior Within’i yapmış bir firmadan böyle az sayıda kombo hareketleri olan, zayıf ama sayıca çok düşmanla karşılaşılan bir oyun yerine en az 30 farklı kombo ve adam akıllı bir çok boss bulunan bir oyun yapmış olmalarını isterdim. Oyun daha çok Sands of Time gibi olmuş. Öyle çok fazla aksiyon yok. Lakin oyundaki bulmacalar ve sağa sola zıplamalar yeterli seviyede. (Daha iyi olabilirdi)
Diğer oyunlardan farklı olarak (Bazılar kızabilir) bölümler arası geçişler biraz Half-Life’ı anımsatıyor. Oyunda kesintisiz ilerliyorsunuz ve bölüm geçince ekranın üstünde hangi bölümde olduğunuz yazıyor. Bölüm aralarında giren videolarda da zaten bir kısmı fuzuli olmuş. Bazılarında sadece fıskiye filan gibi yerlerden su fışkırması, oyunda iki kılıç darbesi ile inen basit boss’ları filan gösteriyor. Bazı videolar ise hikâye açısından izlenmeli onlara lafım yok zaten. Ayrıca oyuna bir experience sistemi getirilmiş. Experience dediğime bakmayın olay sadece her iki adımda bir karşınıza çıkan ellişerli gruplar halindeki salak yaratıkları öldürmeniz sonucu, Relic’inizin her ölen yaratıktan bir birim adet kum alması +1 experience veriyor. Fazladan oyunda bazı yerlerdeki heykelleri kırar iseniz 10 exp alabiliyorsunuz. Aldığımız bu experienceler ile canımızı artırabiliyor, kum hakları (burada su diyelim çünkü kırdığımız çanak çömlekten mavi renkli bir sicim Relic tarafından yakalanıyor, aynı zamanda düşmanlardan da düşebiliyor, kumlar ise daha ziyade experience puanları olarak Relic tarafından yakalanıyo.) sayımızı artırabiliyor ya da oyunda bize sunulan 4 farklı yeteneklerimizi geliştirebiliyoruz. Bu özellikler dışında oyunun Sands of Time den pek bir farkı yok gibi.
Sonuç olarak şunlar ile bitirmek istiyorum. Bunca ilerlemelere rağmen hala POP serilerinin tahtında 1989 yılında Jordan Mechner tarafından geliştirilen sürüm oturmaktadır. Bu sürümden sonraki tabi ki de Warrior Within’dir. The Two Thrones den sonra piyasaya sürülen ve piyasada (her ne kadar alakasız olsada) Pop4 diye adlandırılan oyun tam bir hüsran olmasından sonra bu sürümün (hele ki Pop serisinde Sands of Time ile Warrior Within arasını konu alan bölümde) Warrior Within’e daha yakın bir tarzda olması arzulanmaktadır. Gerçi her ne kadar oyun piyasaya çıkmadan önce resmi sitede yapılan açıklamalarda oyunun daha ziyade Sands of Time ye benzeyeceğinden sıkça bahsedilse de insan yine de oyunun ilerleyen bölümlerine doğru oyunun Warrior Withine doğru kaymasını içten içe arzuluyor.
Gerçi insan aynı zamanda piyasada olan diğer daha hareketli oyunları oynayınca ve bir de aklında Warrior Within gibi bir oyun hayali varsa, bu şekildeki ilkokul öncesi çocuk masalı misali oyunlardan pek tat alamıyor.
Güzel bir atmosferde uzun soluklu (ben 19 saat den biraz kısa bir süre zarfı içinde bitirdim gözüküyor ki o sadece oyunun sürekli aktif olduğum zamandır, daha da uzun sürdü) bir oyun istiyorsanız Borderlands ı denemenizi öneririm. Bitirdikten sonra tekrardan bitirmek üzere oynamaya başladığım nadir oyunlardan biridir kendisi.
Valla uzun soluklu olduğu doğru da, senin dediğin kadar övemeyeceğim ben Borderlands’i. 2009 son çeyrekte çıktığında, SCO ve Metin’le Co-Op oynayıp bitirdik. Bu şekilde hakketen zevkli.
SCO Hunter, Metin Soldier ben de Brute idim. Oyunda en çok ben özel skill’i açıp daldığımda ortaya çıkan cümbüş zevkli idi. Ben hiç bir şey göremezken ekranda, bizimkiler şahane bir renk cümbüşü ve katliam görüyorlardı. Bunun dışında o kadar sıkıcı idi ki bırak ikinci defa bitirmeyi, single’da hunter olarak kaldığım yerden devam bile edemedim.
Ama abartmamak lazım ilk oynanışta hakkaten zevkli idi. Tekrar bitirmeyi nasıl gözün yedi özellikle de o berbat oyun sonu ile? (Hem hikaye hem son boss) Ayrıca dördüncü karakter, şu görünmez felam olan hatun, ile bi oynayayım dedim de ne kadar kötü bir karakterdir o! Çok ilerlemedim belki ilerde iyi silah bulunca güzelleşiyordur ama ne bileyim…
İkinci defa oynuyorsun madem, Allah sabır versin diyeyim…
Abi hem begenmedim diyorsun hemde ilk oynayışta zevkliydi diye ekleme yapıyorsun. Tamam oyunun hikayesi cook oyle super bişey değil ama Prince of Persia – The Forgotten Sands oyununa kıyasla bence daha iyi.
Ayrıca sadece oyun sonunu neden baz alıyorsun ki. Önemli olan oyun süresi boyunca da zevk alabilmek. MMORPG leri sonu olduğu için mi yoksa oyunu oynaması zevkli olduğu için oynuyorsun.
Gerçi zevkler ve renkler tartışılmaz derler, sen beğenmemiş olabilirsin ama bana göre iyiydi. Hunter olarak oynadım şimdi de SIREN (senin bahsettiğin kadın (silah kullanımı kötü geliştirmen gerek, geliştirince düzelmeler oluyor)) olarak oynuyorum.
Tekrar bitirmeyi nasıl gözüm yediğime gelir isek Mafia 2 yi bekliyorum daha çıkmadı, ilk oynayışımda zevk aldım, elimde öyle başka oyun yok.
ha AC2, mass effect 2, cod mw2, split second, just cause 2, BioShock 2 vs.vs. filn dersen ne bileyim akşamları 1-2 saat makinayı kastırmadan oynayarak mafia 2 ye kadar beklemek daha uygun geldi bana. zaten havalar 40 derece makinanın fazla oynayarak ısınmasını gözüm yemiyor. bide iştende eve anca geliyom vakitte kalmıyor zaten.
Son olarak da mesela Alpha Protocol üde ben beğenmemiştim.
Valla Yakupcum oyun güzel değil ama zevkli! PoP’u oynamadım ama bu kadar da kötü olamaz :D Kaldı ki kendisi FPS + RPG olarak çıkmış bir oyun, tutup da RPG öğelerini kullanan ve misyonunda RPG olan bir oyunun sonunun KESİNLİKLE (en azından sonunun. Aslında tüm hikayenin) güzel olması gerekli.
MMORPG’lerin sonu yoktur. Kaldı ki orada konsept de farklıdır; ayıp olmasın diye ana bir hikaye konur, sonuna asla ulaşılmaz ama olaylar gelişir. Bu sebepten ikinci (soru işareti konmamış olsa da) sorunun cevabı şudur: Sonu olmadığından sonu için değil zevkli olduğu için oynuyorum. Borderlands de zevkli bir oyundu, oynadım bitti kurtuldum.
Zevk renk konusunda haklısın, Borderlands’i ben beğenmedim ama kendisi iyi bir oyun. Farklı bir konsept denenmiş en azından. Bu duruma verebileceğim en basit örnek: Starcraft. Kendisi hakkaten gelmiş geçmiş en iyi (şimdi bunu da açmak lazım; denge olarak diyeyim) RTS oyundur ama ben beğenmiyorum! Adı anılınca ne kadar müthiş bir oyun olduğunu ballandıra ballandıra anlatsam da, benim için sıkıcı bir oyun. O yüzden ikincisi çıkmasına rağmen zerre sallamadım.
Alpha Protocol’ü kimse beğenmedi hakkat. Daha Splinter Cell’i bitiremedim başka oyunları oynayacak vakit de bulamıyorum… Ülen…